18 Ekim 2017 Çarşamba

MONACO 1 - 2 BEŞİKTAŞ (17/EKİM/2017)


Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi G Grubu üçüncü maçında Fransa Birinci Ligi'nin Monaco takımına misafir oldu. Grubundaki ilk iki maçını galibiyetle geçen Beşiktaş'ın Monaco deplasmanında nasıl bir profil çizeceği herkesin merak konusuydu. Benim ise bir takım çekincelerim vardı. Karşılıklı atılacak birer gollü beraberliğe razıydım. Manşetleri de daha maç oynanmadan görebiliyordum. "Kartal Avrupa'da da frene bastı" Büyük keyifle atacaklardı bu manşetleri. Son günlerde yurt içinde yapılan bir takım yıpratma operasyonlarının kara kartalı etkileyebileceğinden şüphelenmiştim. Böyle düşünüyor olmam çok normal çünkü bu türden durumların yaşandığı seksenli ve doksanlı yılları görmüş bir Beşiktaş izleyicisiyim ben. Oysa ne tarih artık o tarihler ne de Beşiktaş artık o Beşiktaş değil.

Maçın oynanacağı saat geldi çattı. Stadyumdaki izleyiciler beklediğim üzere gayet modern ve bir takım şeyleri aşmış bireylerden oluşuyordu. Bunun anlamı basitçe maçı izlemekten keyif alıp onunla yetinecekleri ve "Seyirci baskısı" dediğimiz o rahatsız edici atmosferin olmayacağıydı. Zaten tribünleri de doldurmamışlardı. Gerçekten anlamakta zorluk çekiyorum. Geçen senenin yarı finalisti olan takımın izleyicileri neden maçı izlemeye gelmez anlamak mümkün değil. Belki de bizden daha güçlü öngörüye sahiptirler. Ben bir Beşiktaş izleyicisi olarak bu maçta beraberliğe razıyken onlar çoktan kendi takımlarının iyi bir takım olmasına rağmen Beşiktaş karşısında yeterli olamayacağını düşünmüşlerdi. Bu sadece bir varsayım. Maça genel olarak baktığımızda Monaco'nun üstü seviye futbol oynayan çok kaliteli bir takım olduğunu gördük. Bu da seyircilerin takımlarına haksızlık yaptıklarının bir göstergesidir. Beşiktaş ise Süper Lig'de oynadığı ve yenildiği Gençlerbirliği maçındaki kimliğinden tamamen uzak müthiş bir motivasyonla sahaya çıktı. Takım kendinen o kadar emin bir futbol oynuyordu ki izlerken beraberliğe razı olduğumu hatırlayarak utandım. Bu yeni Beşiktaş gerçekten de hayallerimin ötesinde bir takım. Kara kartal, Monaco deplasmanından Cenk'in attığı iki golle galip ayrılınca, tüm rekorları alt üst etti. Türk takımlarının tarihte daha önce böyle bir performans ortaya koyduğu görülmedi. Şampiyonlar Ligi, bir futbol takımının kendini sınayabileceği en üst seviye organizasyon. Beşiktaş grubunda oynadığı ilk üç maçın ikisi deplasmanda olmasına rağmen tam dokuz puan topladı. Henüz matematik olarak kendini garanti altına almış değil ama bu tek bir maça bakıyor. Ben hala eski Beşiktaşlı kafasıyla bu garanti bilmem ne sözlerini söylerken, kara kartal gruptan yenilgisiz lider çıkmanın hesabını yapıyor. Gerçekten bir tarih yazılıyor ve biz bunu izleyen şanslı nesil olarak bu tarihin bir parçası oluyoruz.

Cenk iki gol atarak kara kartalı uçurdu.

Takım gerçekten müthişti ama ileri üçlü olan Babel Quaresma ve Cenk'in yeri bir ayrıydı. Quaresma her zamanki gibi adrese teslim pas vererek golün yolunu açan oyuncumuz oldu. Adam şarap gibi eskidikçe tatlanıyor. Böyle bir performans görülmedi. Daha önce de söylediğim gibi onun bir ağabeye ihtiyacı vardı ve Şenol Güneş bu ağabey rolü için en uygun adaydı. İkisi bir araya gelince izlemeye doyulmaz bir Q7 resitali ortaya çıktı. Cenk için neler demediler ki. Beşiktaş'ın golcüsü olamaz dediler. Nöbetçi golcü olur dediler. Tek başına santrfor pozisyonunu dolduramaz dediler. O da cevabını her zaman olduğu gibi sahada verdi. Babel ise zaten bir marka. Sözde Süper Ligin yetersiz hakemleri onu yanlış kırmızı kart kararlarıyla oyun dışı bıraka dursun o Şampiyonlar Liginde resitalini sürdürüyor.

Sözde spor gazeteleri maçtan sonra yine aldı eline sazı. Geçmişten ders alınmadığını gösteren şımarık manşetlerle galibiyetimizi gölgelemekten geri durmadılar. Neymiş efendim Fransa'da neresiymiş, çıkış yokmuş filan türünden saçma sapan görgüsüz manşetlerlerle kendilerini utandırdılar. Her şeyden önce Monaco Fransa'da değildir. Monaco bir krallıktır. Takımın Fransa Birinci Liginde oynuyor olması onu Fransız takımı yapmıyor.

Maçtan sonra Quaresma'nın bir açıklaması vardı ve o gerçekten beni fazlasıyla keyiflendirdi. Adam Monaco maçı bitti artık Süper Lig'deki durumumuzu toparlamak üzere hafta sonunda oynayacağımız maça konsantre olmalıyız gibisinden bir söz etti. Belli ki oluşturulmaya çalışılan sanal şampiyon adayları Q7'yi hiç bağlamıyor. Kafaya koymuş bir kere, Beşiktaş'ı üst üste üçüncü şampiyonluğa taşıyacak. Kimse oynamasa kendi kendine oynayıp şampiyon olacak. Helal olsun sana. Bu tavrıyla gençlere de çok iyi örnek olduğundan kendisini ayrıca tebrik etmek isterim. Belki futbolu bıraktıktan sonra da kulüp bünyesinde görev alır ve daha nice şampiyonluklarda bizimle beraber olur. 

Şimdi sırada Vodafone Arena'da oynayacağımız Başakşehir maçı var. Rakip güçlü ama Beşiktaş'ın artık puan kaybına tahammülü yok. Birilerine kimin gerçekten şampiyonluk adayı olduğunu gösterme vakti geldi de geçiyor bile.


Stadyum: II. Louis Stadyumu
Hakemler: Milorad Mazic, Milovan Ristic, Dalibor Djurdjevic (Sırbistan)
Monaco: Subasic, Sidibe (Dk. 79 Boschilia), Glik, Jemerson, Toure, Fabinho, Moutinho, Tielemans (Dk. 57 Lopes), Lemar, Balde, Falcao
Beşiktaş: Fabricio, Adriano, Pepe, Tosic, Caner Erkin, Hutchinson, Tolgay Arslan (Dk. 74 Medel), Quaresma, Talisca (Dk. 75 Oğuzhan Özyakup), Babel, Cenk Tosun (Dk. 89 Negredo)
Goller: Dk. 30 Falcao (Monaco), Dk. 34 ve 54 Cenk Tosun (Beşiktaş)
Sarı kartlar: Dk. 16 Pepe, Dk. 36 Tolgay Arslan (Beşiktaş), Dk. 49 Balde (Monaco)

14 Ekim 2017 Cumartesi

GENÇLERBİRLİĞİ 2 - 1 BEŞİKTAŞ (13/EKİM/2017)


Beşiktaş, 2017-2018 sezonu sekizinci maçında Gençlerbirliği'ne misafir oldu. Genel olarak Beşiktaş'ın gerçek kimliğinden uzak kaldığı maçtan kara kartal galibiyet çıkartmayı başaramadı ve iki birlik skorla mağlup oldu.

Şimdi öncelikle Beşiktaş'ın bu maçta iyi oynamadığını itiraf ettik değil mi? Bunu kameralar karşısında futbolcular da dile getirdiler. O yüzden maçla ilgili söyleyeceğimiz ilk şey ev sahibini tebrik etmek olmalı. Sonrasında da ayrıca bakalım. Türkiye'de büyük takım olmak yeterince zorken, bir de Türkiye'nin en büyük takımına dönüşünce işler daha da zorlaşıyor. Bir kez olsun bu ülkede iyi yapılan işlerin alkışlandığını görmedik. Rekabet her zaman çirkin oldu. Hep belden aşağı vuruldu. Bu günlerde Beşiktaş'ın "Efendi Beşiktaş" ismi taşıyor olması bir çok çevreyi fazlasıyla rahatsız ediyor. Hem Süper ligde hem Avrupa Şampiyonlar Liginde hedeflerine adım, adım yürüyen kara kartaldan rahatsız olan pek çok kesim var. Buna şaşırmıyoruz zira bu belirttiğimiz üzere bir Türkiye gerçeğidir. Dış baskılar son dönemde en üst seviyeye ulaştı. Biri çıktı "Vodafone Arena'nın çatısını biz yaptık ama paramızı vermediler." dedi. Haberin doğruluğunu veya yanlışlığın tartışmak bize düşmez. Zaten istesek de bilemeyiz gerçekte ne olduğunu. Bu durum iki şirket arasındaki ticari bir anlaşmazlık olabilir. Bizi birer Beşiktaş izleyicisi olarak ilgilendirmesi gereken şey, sözde spor gazetelerinin neden böyle bir beyanı manşetlere taşıdıklarıdır. Bir anlaşmazlık varsa bunun çözüleceği yer mahkemedir. Haberin maksatlı yapıldığından şüphemiz yok değil mi? Neyse ki bu mesele çok uzamadan kapandı. Yani nasıl desem, Beşiktaş futbol takımının sportif başarısını konuşmamak için nereye kaçacaklarını şaşırdılar. En sonunda da şişire şişire patlattılar balonu. Beşiktaş yenildi ve daha sekizinci haftası oynanan maçta lider Galatasaray'ı şampiyonluğun en güçlü adayı ilan ettiler. Kahkahalarla gülüyorum. Süper Ligin tek bir şampiyon adayı var o da Türkiye’deki en büyük takım olan Beşiktaş. Sekizinci haftadan şampiyon adayları çıkaranları maksadı elbette ki farklı. Peki bu Beşiktaş'ı etkiler mi? Bunun cevabını hafta içi oynanacak olan Şampiyonlar Ligi maçında göreceğiz. Beşiktaş grubundaki üçüncü maçında deplasmanda Monaco önüne çıkacak. Heyecan dorukta.

Çok kısa maçla ilgili bir not düşmek istiyorum. Türkiye'ye gelmiş en değerli spor adamlarından birisi olan Babel'e direk olarak gösterilen kırmızı kart, Beşiktaş'a karşı olan ön yargının bir resmidir. Adam topa ayağını uzatırken bir taraftan da kendi çevresinde dönüyordu. Ayağı rakibine çarptığında bunu bir tekme olarak algılamak ve direk kırmızı kart göstermek sadece kötü niyetle yapılan bir hareket olabilir. Madem bu kırmızı kartlık bir hareketti, Zeki'nin yerde yatan Tolgay'ın kafasına attığı uçan tekme neden kırmızı kart olmuyor anlamak mümkün değil. Beşiktaş bu maçta iyi değildi ama hakem yine de taraflı davranıyordu.

Zeki, Tolgay'ın kafasına tekme attığı pozisyonda sadece sarı kart gördü.

Bunun yanında Quaresma, maçta Beşiktaş adına atılan tek golde yine sahnedeydi. Bizzat yarattığı pozisyonda ceza sahasına dalarak, kendisini durdurmaya çalışan rakipleri arasından penaltıyı kopartmasını bildi. Beşiktaş iyi değildi ama yine de bir şekilde bu maçtan puan çıkartabilirdi. Sonuçta bir takım her maçını kazanamaz. Bu maç unutulup gidecek. Beşiktaş sevenleri tarafından hep başarılarıyla anılacak.

Umuyorum ki Şampiyonlar Ligi maçı, Beşiktaş'ı yıpratmak için yola çıkmış bir çoğuna büyük darbe olacaktır ve hepiniz sevseniz de sevmeseniz de Beşiktaş futbol kulübünün başarısını konuşmak zorunda kalacaksınız.

Cenk, attığı penaltı golünden sonra oyunu hemen başlatarak 
bir puanı kovaladı ama süre yeterli olmadı.

Stadyum: Ankara 19 Mayıs Stadyumu
Hakemler: Halis Özkahya, Ekrem Kan, Hakan Yemişken
Gençlerbirliği: Hopf, Ahmet Oğuz, Palitsevich, N'Diaye, Uğur Çiftçi, Scekic, Zeki Yavru, Ahmet İlhan Özek, Khalili (Dk. 84 Mehmet Taş), Serdar Özkan (Dk. 69 Rantie), Muric (Dk. 81 Skuletic)
Beşiktaş: Fabricio, Gökhan Gönül, Pepe, Tosic, Caner Erkin, Hutchinson, Oğuzhan Özyakup (Dk. 78 Tolgay Arslan), Lens (Dk. 46 Quaresma), Talisca, Cenk Tosun, Negredo (Dk. 46 Babel)
Goller: Dk. 16 Muric, Dk. 74 Scekic (Gençlerbirliği), Dk. 88 Cenk Tosun (Penaltıdan) (Beşiktaş)
Kırmızı kart: Babel (Dk. 48 Beşiktaş)
Sarı kartlar: Dk. 29 Palitsevich, Dk. 44 Muric, Dk. 90+4 Zeki Yavru (Gençlerbirliği)

2 Ekim 2017 Pazartesi

BEŞİKTAŞ 2 - 2 TRABZONSPOR (01/EKİM/2017)


Beşiktaş, 2017-2018 sezonu yedinci maçında Trabzonspor'u misafir etti. Karşılıklı atakların ve zorlu bir mücadelenin olduğu karşılaşmada iki takım da ikişer gol atarak birer puanın sahibi oldular. Uzun yıllardır süre gelen Beşiktaş Trabzonspor dostluğu bu maçta da kendisini gösterdi. Maç sonunda oluşan bir takım itişme ve sürtüşmeler, mücadelenin doğasında olan bazı olaylardı ve açıkçası pek üzerinde durmadık.

Pekala, biz üzerinde durmadık ancak negatif enerjiden beslenen anti Beşiktaşlı basının ortaya çıkan ufacık bir kıvılcımı bile göz ardı etmeyeceğini bilmek, biz gerçek Beşiktaşlılara acı verdi. Kalite ve seviyenin yerlerde süründüğü sözde spor programları, Beşiktaş cephesinde yaşanmış olduğu söylenen bazı sürtüşmeleri abartarak saatlerce üzerinde konuştular. Beşiktaş'ın mali ve sportif başarısından bahsetmemek için nereye kaçacağını şaşıran bu sözde spor programları, çareyi her zaman olduğu gibi sahte gerilimlerde aradılar. Oysa Beşiktaş'ın Trabzonspor'u ağırladığı maç gerçekten çok güzel geçti. Trabzonspor'a Beşiktaş'tan transfer olan ve bizim hala Beşiktaşlı Olcay olarak andığımız milli oyuncu, üzerine giydiği bordo mavi renklerdeki formaya ihanet etmeyerek şık bir gol attı. Gol sonrası sevinç gösterilerinde de bulunmayarak kara kartal izleyicilerin de gönlünü aldı. Karşılıklı atılan dört golün hepsi birbirinden şık gollerdi ve her zaman kalitesini tartıştığım Süper Lig'de olması gereken gollerdi. İki takım da bileğinin hakkıyla birer puan aldılar. Daha ne olması gerekiyordu? Bir şey olması gerekmiyordu. Şimdi diyorlar ki, lider Galatasaray ile aradaki puan farkı beş olmuş. Lig başladığından beri sekiz hafta geçti ve daha bugünden beş puanın hesabını yapmak kadar komik bir şey olamaz. Beşiktaş şampiyonluğun en güçlü adayıdır ve üç sene üst üste şampiyonluk ipini göğüsleyecek güçtedir. Bunlar boş muhabbetler ve ciddiye alınması söz konusu bile olamaz. Ne acıdır ki anti Beşiktaş basının yarattığı olumsuzluk dalgası, benim burada yazdığım yazıya kadar yansıyor. Oysa üzerinde konuşulması gereken ve aslında uzun süre dillerden düşmemesi gereken güzel bir mücadele vardı sahada.

Lens, Beşiktaş adına ilk golünü Trabzonspor maçında attı.

Sonuç olarak iki güzide takımın oynadığı keyifli bir maç oldu ve iki taraf da hak ettiği birer puanı aldı. Hatırlarsanız takımımız üç maçtan oluşan kritik bir viraja girmişti. Önce Fenerbahçe ile oynayıp dış güçler kararıyla rakibine yenilen Beşiktaş, sonra Rb Leipzig takımını kimsenin beklemediği bir şekilde iki sıfır yendi. Ardından da Trabzonspor ile berabere kaldı. Böyle zorlu bir tablo için gayet iyi sonuçlar olduğunu düşünüyorum. Şimdi Beşiktaş kulaklarını dış dünyaya kapatıp hiç hız kesmeden hedeflerine doğru ilerlemeye devam edecek. Beşiktaş'ın başarılı yükselişini sindiremeyen kesimlerin de bizimle beraber oturup izlemekten başka çaresi yok.

Stadyum: Vodafone Arena
Hakemler: Fırat Aydınus, Serkan Ok, Süleyman Özay
Beşiktaş: Fabricio, Necip Uysal (Dk. 89 Mustafa Pektemek), Pepe, Tosic, Caner Erkin, Medel (Dk. 46 Gökhan Gönül), Tolgay Arslan, Lens, Talisca, Babel, Negredo (Dk. 58 Cenk Tosun)
Trabzonspor: Onur Kıvrak, Pereira, Okay Yokuşlu, Durica, Hubocan, Onazi (Dk. 69 Yusuf Yazıcı), Abdülkadir Ömür (Dk. 77 Rodallega), Kucka, Sosa, Olcay Şahan (Dk. 64 Castillo), Burak Yılmaz
Goller: Dk. 13 Talisca, Dk. 58 Lens (Beşiktaş), Dk. 21 Olcay Şahan, Dk. 80 Rodallega (Trabzonspor)
Sarı kartlar: Dk. 26 Medel, Dk. 44 Caner Erkin, Dk. 71 Tolgay Arslan, Dk. 90+1 Babel (Beşiktaş), Dk. 29 Burak Yılmaz, Dk. 36 Hubocan, Dk. 39 Okay Yokuşlu, Dk. 55 Onazi (Trabzonspor)

27 Eylül 2017 Çarşamba

BEŞİKTAŞ 2 - 0 RB LEIPZIG (26/EYLÜL/2017)


Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi G Grubu ikinci maçında Almanya'nın Rb Leipzig takımını misafir etti. Kara kartalın ev sahibi olmasına rağmen zorlu geçeceği düşünülen maçta Beşiktaş, disiplinli ve üstün bir mücadele örneği ortaya koyarak üç puanı hanesine yazdıran taraf oldu. Bu galibiyetle Beşiktaş aynı zamanda Şampiyonlar Ligi'nde iki maç üst üste kazanan ilk Türk takımı oldu.

Çok değil sadece üç gün önce Kadıköy deplasmanında Fenerbahçe karşısına çıkan Beşiktaş, tüm spor kamuoyunun hemfikir olduğu üzere adeta katledilerek rakibine karşı verdiği mücadeleyi kaybetmişti. Fenerbahçe camiası aldığı üç puanla mutlu oladursun, Kara kartal Avrupa'da kanatlarını sonuna kadar açmış vaziyette yükselmeye devam ediyor ve her dalışa geçtiğinde de bir galibiyet kopartarak yuvasına dönüyor. Daha önceki yıllarda yazdığım Beşiktaş'ın Avrupa Kupası maçlarına göz gezdirirseniz, Fikret Orman ve onunla beraber çalışan yönetim ile teknik kadronun uzun yıllara yayılacak bir planla başarıya emin adımlarla yürüyeceğini dile getirmiştim. Günlük başarılarla ve küçük hedeflerle Türk futbolunun bir yere varamayacağı çok uzun yıllar önce belli olmuştu. Cumhuriyet tarihinde nihayet birileri çıkıp bu gidişe dur dedi. Ne şanslıyız ki o ekip Beşiktaş'ın başında ve bu başarı ilk defa Beşiktaş'a nasip oluyor. Bunu söylerken sadece sportif başarıları göz önüne alarak fikir beyan etmiyorum. Hem kulüp kalkınması ve yapılanması hem de ona bağlı sportif başarı ilk defa Beşiktaş'da gerçekleşiyor. Kimsenin aksini söyleyebileceğini düşünmüyorum.


Moral bozukluğuna sebep olacağı düşünülen derbi mücadelesi takımı hiç etkilemeyince, Beşiktaş'ın ne kadar profesyonel bir düzeye geldiğini gözlerimizle görmüş olduk. Skor sizi yanıltmasın. Rb Leipzig çok güçlü bir takım ve Beşiktaş şanslı olduğu için savuşturulmuş pozisyonlar var bu maçta. Böyle güçlü bir takım karşısında rakibi ilk on dakika ablukaya alıp on birinci dakikada ilk golü bulmak her yiğidin harcı değil. Babel'in golü gerçekten çok klastı ama o golün pasını veren Cenk'in rakibini yıpratıp fırtına gibi çalımladığı sahne de neyin nesiydi öyle? Top da Babel'in ayağına öyle güzel oturdu ki, kalecinin yapabileceği hiç bir şey olmadı. Kırk üçüncü dakikada Talisca ve Quaresma'nın beraber atağa kalktığı ve defans oyuncularının onları adeta film izler gibi izlediği o muhteşem sahnede, Quaresma'nın kendisine özel trivera pası ve Talisca'nın kafa golüne ne demeli peki? Yani şu noktaya özellikle değinmek istiyorum. Seksenli yılların sonundan beri Beşiktaş'ı izliyorum ve kara kartalın bu süreç içerisinde Avrupa Kupalarında attığı goller önce rakip takımın anlık boş bulunmalarına, daha sonraki dönemlerde ise kısmen daha organize ataklara dayanıyordu. Şimdi ise zeka dolu ve ağızdan bir nefeste dökülen şiir cümleleri gibi goller izliyoruz. Her gol birbirinden keyifli ve düşünülmüş goller. Rakipleri devirmek artık tesadüflere kalmış değil. Tesadüfi galibiyetler sonrası deplasmanda yenilen farklar dönemi kapandı. Şimdi gerçekten başarılı olan bir takımımız var. Beşiktaş şimdi gerçekten Avrupalı ve bu mevcut yönetimin başarısıdır. Bana kalsa sonsuza dek görevde kalsınlar isterim ama öyle bir şey olamayacağına göre kendilerinden sonrası için yapacakları en doğru iş, kulübü kötü niyetli yiyicilerin sömürmeyi hayal dahi edemeyeceği bir kurumsallığa taşımaktır.

Maç, kaptan Oğuzhan'ın da dediği gibi iki sıfır değil, üç veya dört sıfır da bitebilirdi. Özellikle son dakikalarda Tosic'in Beşiktaş yarı sahasından atağa kalkıp kendine gol pozisyonu yaratacak kadar uzun bir koşu yapması ve Negredo ile olan paslaşması sonucu bir gol daha olsaydı maç keyfinden yenmezdi. Tosic çok da iyi vurdu topa ama kaleci de pozisyonu iyi takip ediyordu.

Maçtan sonra kendisine uzatılan mikrofonda Fenerbahçe ile ilgili tuzaklı soru sorulan Quaresma'nın "O maçla ilgili konuşursam ceza alırım" diyerek çizdiği akıllı profil taktire şayandı. Q7'nin alınan galibiyetin etkisiyle havaya girip ağzına geleni söyleyeceğini düşünen aklı evvel bir takım çevreler, bu cevapla havalarını aldılar.


Beşiktaş bu galibiyetle puanını altıya yükseltti ve grubunda liderlik koltuğunu bırakmadı. Bu iki galibiyet şüphesiz bizi çok mutlu etti ama daha yaşanacak çok daha güzel günler var. Dikkat ettiyseniz galibiyetlere rağmen dikkatli olmalıyız demiyorum artık. Yenilgiler de şüphesiz bu oyunun bir parçası ama takıma şöyle bir bakıyorum da, artık bundan sonraki maçlarını hiç korkmadan izleyebileceğimi bilmek bana büyük mutluluk veriyor.

Stat: Vodafone Arena
Hakemler: Sergei Karasev, Anton Averianov, Tikhon Kalugin (Rusya)
Beşiktaş: Fabricio, Medel (Dk. 60 Necip Uysal), Pepe, Tosic, Caner Erkin, Hutchinson, Oğuzhan Özyakup, Quaresma, Talisca (Dk. 71 Tolgay Arslan), Babel, Cenk Tosun (Dk. 80 Negredo)
Leipzig: Gulacsi, Ilsanker, Orban (Dk. 46 Kampl), Upamecano, Halstenberg, Sabitzer, Keita (Dk. 59 Bruma), Demme, Forsberg, Augustin, Werner (Dk. 32 Klostermann)
Goller: Dk. 11 Babel, Dk. 43 Talisca (Beşiktaş)
Sarı kartlar: Dk. 8 Orban, Dk. 16 Keita (Leipzig), Dk. 17 Caner Erkin, Dk. 87 Fabricio (Beşiktaş)

23 Eylül 2017 Cumartesi

FENERBAHÇE 2 – 1 BEŞİKTAŞ (23/EYLÜL/2017)


Beşiktaş, 2017-2018 sezonu altıncı maçında Fenerbahçe’ye misafir oldu. 17/04/2005’de Fenerbahçe Stadında oynanan ve kara kartalın on kişi kalmasını takiben Pancu’nun kaleci görevi yapmak zorunda bulunduğu maçta Fenerbahçe’yi dört üçlük skorla yenen kara kartal, o günden sonra rakibini bir daha sahasında yenememişti. Bugün son iki sezonun şampiyonu olan ve artık gücünün zirvesinde diyebileceğimiz Beşiktaş’tan galibiyet bekliyorduk.

Beşiktaş’ın sahaya çıkacak ilk on birini gördüğümde içimden “Eğer bu kadro Fenerbahçe’yi Kadıköy’de yenemezse daha da zor yener” diye geçirdim. Her zaman olduğu gibi favorisi olmayan derbi maçında beklediğimiz üzere Fenerbahçe oyuna baskıyla başladı. İlk on dakika sürekli olarak top çeviren ev sahibi takım, genel olarak topa sahip olan taraftı. Buna karşılık böyle bir baskıyı bekleyen Beşiktaş, oldukça dikkatli bir oyun sergileyerek kaptığı toplarla hızlı şekilde atağa kalkma çabasında oldu. Bu dakikalarda seyircinin de baskısı üst düzeydeydi ve özellikle daha önce Fenerbaçe forması giyen Caner, topla her buluşmasında çirkin bir yuhalamaya maruz kalıyordu. Buna rağmen Caner sanki tribünlerde hiç izleyici yokmuş gibi başarılı oyunundan taviz vermiyordu. Onuncu dakika geçildiğinde Beşiktaş artık ilk fırtınayı atlatmıştı ve yavaş, yavaş kendi ceza sahasından çıkıp ataklara başlamıştı. Maç artık dengeye gelmişti ve bir derbi maçında olması gerektiği gibi karşılıklı ataklar izliyorduk. On yedinci dakikaya gelindiğinde nihayet Quaresma kaleyi uzaktan yokladı ve Beşiktaş’ın bu stada gol için geldiği mesajını verdi. On yedinci dakikada büyü bozuldu ve gelişen Fenerbahçe atağında Janssen’i düşüren Medel, penaltıya sebebiyet verdi. Anladığım kadarıyla kimse Medel’e Türkiye Süper Liginde ceza sahasının diğer liglere göre daha hassas bir alan olduğundan bahsetmemiş. Sert oynamaya alışık olan oyuncunun yaptığı faulde penaltıdan kaçmanın imkanı yoktu. Kaleci Fabri’nin kapattığı köşeden topu ağlarla buluşturan Giuliano, ev sahibi Fenerbahçe’yi bir sıfır öne geçirdi. Golden sonra oyun biraz gerildi. Gelişen Beşiktaş atağında Oğuzhan sarı kart gördü. Yirmi altıncı dakikada Medel yine sert bir faul pozisyonunun içinde kaldı. Hakem pozisyona karışan iki oyuncuyu da sözlü uyarmakla yetindi ama benim korktuğum şey, bu dakikadan sonra Fenerbahçeli oyuncuların duruma uyanıp Medel’i oyundan attırmak için taktik geliştirme ihtimaliydi. 

Fabri ilk penaltıda doğru köşeyi kapattı 
ancak golün olmasını engelleyemedi.

Otuz birinci dakikada Quaresma’nın sol kanattan kullandığı serbest vuruşta Atiba Beşiktaş adına maçtaki en kritik gol pozisyonunu kaçırdı. Top adeta direği yalayarak dışarı çıktı. Penaltı öncesi ataklarını sıklaştırmaya başlamış olan Beşiktaş geri dönmüştü ama sonuç alınamayan ataklarda topu kapan Fenerbahçe, hızlı kontra ataklarla çok tehlikeli oluyordu. Otuz dördüncü dakikada Quaresma korner çizgisine çok indiği bir pozisyonda topla buluşmasına rağmen iyi vuruş yapamayarak golü kaçırdı. Beşiktaş gerçekten iyiydi ama şu penaltı takımın keyfini kaçırmıştı. Otuz beşinci dakikada on bir numaralı forma giyen Fenerbahçeli futbolcunun ayağına basan Atiba, sarı kart ile cezalandırıldığı için çok şanslıydı ama hakeme itiraz ederek şansını zorladı. O dakikada atılacak diye gerçekten çok korktum. Beşiktaş bu maçı almak istiyorsa daha sakin ve kendinden emin oynamalıydı. Maçta sarı kartlar adeta havada uçuşuyordu. Kırkıncı dakikada bir sarı kart da rakibine arkadan müdahale eden Quaresma’ya çıktı. Daha iki dakika geçmemişti ki hakem Quaresma’ya kırmızı kart göstererek Beşiktaş’ın fişini çekti. Pozisyon faul değil demek istemiyorum ama kırmızı kart olmadığı da şüphe götürmezdi. Kırk beşinci dakika oynanırken gelişen Beşiktaş atağında Cenk’i düşüren Neto’da kırmızı kart görünce iki takım da on kişi kaldı. Talisca’nın kullandığı serbest vuruş kornere çıktı ve korneri kullanmak için köşeye giden Caner, eline ne geçerse kafasına fırlatan ve hep bir ağızdan küfür eden çirkin insan topluluğu yüzünden vuruşu yapamadı. Bu sırada stadyumda kurallar gereği yapılması gereken uyarı anonslarının yapılmadığı gözlerimizden kaçmadı. Takımı önde olan bir sözde seyirci topluluğundan bu davranışı gördüğümüze elbette şaşırmadık. Bu türden olayları görmezden gelerek maç izlemek için kendimi zorluyorum bazen ama onların o kirli zihniyetleriyle orada olduklarını bilmek de bana üzüntü veriyor. Sonuçta korner vuruşu kullanıldı ve Beşiktaş bir sonuç alamadı. Hakem son düdüğü çalarak ilk yarıyı bitirdi.

Caner, tribünlerden kendisine yöneltilen iğrenç küfürlere rağmen 
disiplinli oyunundan taviz vermedi.

İkinci yarıda sular biraz duruldu. İki takım da daha dengeli bir oyunla birbirlerini yokluyorlardı. Doğrusunu söylemek gerekirse bu maçta da galibiyete pek inanmamaya başlamıştım ve atılacak bir gol ile beraberliğe razıydım. Derbi maçlarının favori takım dinlemediği bir gerçekti ve Beşiktaş’ın buradan yenilgiyle ayrılmasını istemiyordum. Beşiktaş ataklarında verilen pasların başarı yüzdesi de düşmeye başlayınca tedirgin olduğumu söylemeliyim. Elli yedinci dakikada Talisca oyundan alındı ve yerine Negredo oyuna dahil oldu. Şimdi Beşiktaş sahada çift golcü ile oynamaya başlamıştı. Altmışıncı dakikada gelişen Beşiktaş atağında, Negredo oyuna giriş amacını gerçekleştirerek golünü attı ancak hakem olmayan bir ofsayt düdüğüyle golü katletti. Bu türden pozisyonlarda üstün teknolojisiyle her daim övünen yayıncı kuruluş, nedense ofsayt kamerasında sarı çizgi uygulamasıyla pozisyonda gerçekte ne olduğunu göstermedi.

Negredo'nun nizami golü ofsayt gerekçesiyle sayılmadı.

Gönlümüze su serpebilecek tek detay ise kara kartalın tekrar atak oynamaya başlamış olmasıydı. Dakikalar altmış dördü gösterirken Fenerbahçe’nin Beşiktaş ataklarından bunaldığını gözlemledik. Beşiktaş adına gelecekse bu dakikalarda gol gelmeliydi. Altmış yedinci dakikada hakemin verdiği kararlar sebebiyle sinirlerine hakim olamayan teknik direktörümüz Sayın Şenol Güneş sahadan uzaklaştırıldı ve tribündeki yerini aldı. Beşiktaş’ın bu maçtan en az beraberlik çıkartması içten bile değilken bir şekilde işler kötü gidiyordu. Fenerbahçeli oyuncular artık tümden hakem üzerine oynamaya başlamışlardı çünkü Beşiktaş'ı kontrol altında tutmanın başka yolu yoktu. Yetmişinci dakikada Cenk ceza sahası içerisinde ayağına basılmak suretiyle düşürüldüğünde penaltıyı vermeyen hakem, bu kararıyla üç puanı ev sahibi takım lehine yazmaya kararlı bir görüntü çizdi. 

Medel çok iyi bir stoper ama kötü niyetli maç yönetimlerinde
sert oyunuyla fazlasıyla dikkat çekiyor. Türkiye Süper Ligi'nin 
bu anlamsız dengelerini bir an önce öğrenmesi gerekli.

Beşiktaşlı oyuncular artık çok öfkeli bir oyun sergilemeye başlamışlardı. Seyircilerin yuhalamaları altında ısrarla ataklarını sürdüren kara kartal hala golü bulamamıştı. Ev sahibi oyuncular sahada, seyirciler de tribünde oyunu sabote etmeye başladılar. Şu şartlar altında gerçekten de üç puandan vazgeçmiştim. Şu beraberlik golü bir gelseydi daha fazlasını istemiyordum. Yetmiş beşinci dakikada kontra ataktan gelişen pozisyonda Fenerbahçe inanılmaz bir gol kaçırdı. Top adeta içeriye girmiş gibi göründü ama mucize eseri pozisyon topun direkten dönmesiyle savuşturuldu. Neden böyle oldu? Çünkü o golü hak etmiyorlardı. Adalet yerini buldu. Yetmiş yedinci dakikada Tosic rakip ceza sahası içerisinde faul yaptığında geldi ikinci kırmızı kart dedim ama nasıl olduysa gelmedi. Keskin sirke küpüne zarar derler ama nasıl anlatacaksın bunu maç sırasında oyunculara? Seksen üçüncü dakikaya gelindiğinde Beşiktaş atakları tekrar sıklaştırdı. Seksen dördüncü dakikada gelişen Fenerbahçe atağında ceza sahası çizgisinin hemen önünde gelişen pozisyonda Atiba hem kırmızı kartla atıldı, hem de Beşiktaş verilen penaltıyla iki sıfır geriye düştü. Seksen altıncı dakikada daha Fenerbahçe penaltı golüne sevinirken gelişen Beşiktaş atağında Negredo’nun kafa pasıyla buluşan Babel, Beşiktaş’ın golünü attı. Hemen ardından Fenerbahçeli İsmail yaptığı barbarca faulün ardından kırmızı kart gördü. Maç neredeyse bitmişti ama Beşiktaş işin peşini bırakmıyordu. Ataklar ardı ardına dizildi. Hakem şüphesiz maça çok az süre ekleyecek diye düşünürken tam beş dakika ekleyerek beni şaşırttı. Oysa Fenerbahçeli oyuncular bu dakikaları oyalayarak geçireceklerdi. Beşiktaşlı oyuncular iyice gerildiler ve birbirleriyle de dalaşmaya başladılar. Topun çok yavaş kullanılmasına itiraz eden Negredo’da hakemin sarı kartlarından nasibini aldı. Maç bittiğinde hakemle tartışan Oğuzhan'da kırmızı kart görünce maçta toplam beş kırmızı kart çıkmış oldu.

Olağanüstü şartlarda oynanan mücadelede kontrolü kaybeden Beşiktaşlı 
Tolgay ve Ryan birbirleriyle tartıştılar.

Fenerbahçe’nin sert bir oyun oynayacağını ve hakemi de bu oyuna alet edeceğini öngörmüştük ama bunu fantastik bir boyuta taşıyacakları aklımıza gelmemişti.  Maçtan sonra Fenerbahçe Teknik Direktörü Aykut Kocaman aynen aşağıdaki gibi bir açıklama yaptı.

"Beşiktaş, son iki yılın şampiyonu. Çok fazla düşünmeden öne gitmeyi düşünüyorlar. Özgüvenleri yüksek, burada başka bir sözcük var ama onu kullanmayayım. Bir hava yakalamamız gerekiyordu, bunu başardık."

Böylesine çirkin bir açıklamayı yapan teknik direktörün oyuncularının sahada çizdiği grafiğe pek şaşırmamak gerekli sanırım. Beşiktaş'ın gerek mali gerekse sportif başarı anlamında çizdiği grafik şüphesiz bir çok kesimi rahatsız ediyor. Meyve veren ağacı taşlamak ülkemizin bir klasiğidir biliyorsunuz. O yüzden çok da şaşırmadım hatta Türk futbolunun kimlerin eline teslim olduğunu bir kez daha görme fırsatı bulduğum için mutlu oldum.

Beşiktaş bir kez daha Fenerbahçe’yi ve tabi hakemi yenemediği için Kadıköy’den yenik ayrıldı ama hakeme rağmen bir gol atmayı başararak tam bir patron gibi ayrıldı. Beşiktaşlı oyuncularla konuşma fırsatım olsaydı tek tavsiyem, olağanüstü şartlarda kaybettikleri bu maçı unutup hedeflerine yoğunlaşmaları olurdu.

Stat: Fenerbahçe Stadyumu
Hakemler: Ali Palabıyık, Mehmet Cem Satman, Serkan Olguncan

Fenerbahçe: Kameni, Isla, Neto, Neustaedter, Hasan Ali Kaldırım (Dk. 75 İsmail Köybaşı), De Souza, Ozan Tufan, Giuliano, Mehmet Ekici (Dk. 46 Mehmet Topal), Valbuena (Dk. 69 Alper Potuk), Janssen

Beşiktaş: Fabricio, Medel (Dk. 81 Tolgay Arslan), Pepe, Tosic, Caner Erkin, Hutchinson, Oğuzhan Özyakup, Quaresma, Talisca (Dk. 58 Negredo), Babel, Cenk Tosun (Dk. 77 Lens)

Goller: Dk. 20 Giuliano (Penaltıdan), Dk. 86 Janssen (Penaltıdan) (Fenerbahçe), Dk. 87 Babel (Beşiktaş)
Kırmızı kartlar: Dk. 43 Quaresma, Dk. 85 Hutchinson, Oğuzhan Özyakup (Maç bittikten sonra) (Beşiktaş), Dk. 45 Neto, Dk. 88 İsmail Köybaşı (Fenerbahçe)
Sarı kartlar: Dk. 23 Janssen, Dk. 30 Mehmet Ekici, Dk. 77 Alper Potuk, Dk. 90+5 De Souza (Fenerbahçe), Dk. 44 Caner Erkin, Dk. 77 Medel, Dk. 78 Tosic, Dk. 90+3 Babel, Dk. 90+5 Negredo (Beşiktaş)

19 Eylül 2017 Salı

BEŞİKTAŞ 2 - 0 KONYASPOR (18/EYLÜL/2017)


Beşiktaş, 2017-2018 sezonu beşinci maçında Konyaspor'u misafir etti. Maçın genelinde oyuna hakim olan kara kartal, ev sahibi olduğu maçtan iki golle üç puan çıkartmayı başardı.

Maç adeta gol ile başladı diyebiliriz zira henüz onuncu dakikaya girilmişken Quaresma'nın pasında sol kanattan bindirme yapan Caner, topu Cenk ile buluşturdu ve takımımız öne geçti. Şampiyonlar Liginde de şık bir gol atarak tüm dikkatleri üzerine çeken Cenk, Süper Ligi maçını da pas geçmedi. Golün hazırlayıcısı olan Quaresma benim her daim bir numaralı yıldızım ama bu maçta şüphesiz herkesin yıldızıydı. Bütün performansını ortaya koyan Q7, gol ve goller attırmak için her şekilde ceza sahasına indi ve sonunda ikinci yarının altmış altıncı dakikasında iki kişinin arasında sıyrılarak golü kendisi attı. Öyle güzel bir pozisyondu ki yıllarca unutulmayacak bir gol oldu. Rıdvan Dilmen hocanın da dediği gibi Quaresma doğru takımda oynamanın da avantajını kullanıyor şüphesiz. Hem doğru takımda oynuyor, hem de doğru Teknik Direktörle çalışıyor. Onun Beşiktaş'a ilk geldiği dönemde de Şenol hoca gibi bir ağabeye ihtiyacı vardı ama olmadı. Böyle olağanüstü yetenekli adamlar duygusal oluyorlar. Kısaca böyle adamları oynatabilmek ve verim alabilmek her yiğidin harcı değil. Hani nasıl bir gezegende yaşam olması için kusursuz bir dengenin olması gerekir, işte aynı onun gibi Q7'nin oynayabilmesi için öyle bir denge gerekli. Seyirci faktörüne girmiyorum bile. Beşiktaş seyircisi sevdiği zaman o enerjiyi sahadaki oyuncuya çok iyi yansıtıyor. Quaresma bu enerjiyi iyi hisseden ve kullanan bir oyuncu. Kırk yaşına kadar oynarsa hiç şaşırmam.

Beşiktaş tarihi, tribünlerin çok sevdiği yıldızlar gördü ama böylesi hiç gelmedi.

Bu maçta Konyaspor sanki sahada hiç yoktu. Tam bir Beşiktaş şov izledik. Oysa Samsun 19 Mayıs Stadyumunda oynanan kupa maçında Beşiktaş'ı geçip Süper Kupa'yı almayı başarmışlardı. Sezon açılmadan hemen önce oynanan ilk maç olan bu mücadelede Beşiktaş'ın henüz hazır olmadığını görmüştük. Çok daha önceki yıllarda lige bomba gibi giriş yapıp yavaş, yavaş performansı düşen kara kartalları hatırladıkça, bu grafiğin daha sağlıklı olduğunu söylemek mümkün. Bugün Beşiktaş'ın kadrosu gereksiz kalabalıktan uzak verimli bir çoğunluktan oluşuyor. Öyle ki ceza sahası dibinden kullanılan serbest vuruşlarda topun başına gelen Quaresma ve Talisca'ya bakarak bunu rahatlıkla görebiliriz. Onlar topun başına geldiğinde bir serbest vuruşun gol olma ihtimali öylesine yüksek ki bu durum Beşiktaş'ı fazlasıyla avantajlı duruma getiriyor. Şampiyonlar Liginde başarı istiyorsan işte o böyle bir kadro ile olabiliyor. 

Quaresma ve Talisca serbest vuruşla rakip kaleyi yoklamadan hemen önce.

Son olarak işin magazinsel yönüne biraz değinmek istiyorum. Quaresma'nın golünden sonra kulübün resmi sosyal paylaşım platformundan "Q7 Konyasporlu oyuncuların içinden geçti" türünden bir açıklama yazıldığı ve kısa sürede kaldırıldığını okudum. Bu duruma Konyaspor kulübünün de tepkisi olmuş. Quaresma gerçekten de iki oyuncunun içerisinden geçti ve bunu maçı yayınlayan televizyon kanalının spikeri de söyledi. Spikerin ağzından dökülen sözler aynen şöyleydi. "Konyasporlu oyuncuların içinden geçti ve golünü attı Quaresma" Aynısı Beşiktaş'ın sosyal medya platformunda yazılınca ne değişiyor anlamadım. Ayrıca bu sözden kötü anlamda ne anlaşıldı onu da pek çözemedim. Centilmenliği sizden öğrenecek değiliz. Burası Beşiktaş ve biz kara kartalız. Böyle boş ve anlamsız tepkilerle ile çamur atmak çok çirkin. Bırakın başarıyı konuşalım. Golleri konuşalım. Üç puanı konuşalım. Beşiktaş başarılı ve bundan sonra da bu uzun vadede hep böyle olacak. Ayrıca konuşulması gereken kritik bir pozisyon var. Quaresma bir Beşiktaş atağında ceza sahasına girerken düşürüldü ve son adam olmasına rağmen hakem müdahalede bulunan Konyasporlu oyuncuya kırmızı kart yerine sarı kart gösterdi. Seyircilerden de büyük tepki alan hakem, büyük bir skandala imza atmış oldu. Bir puan maçında oyunun kaderine etkisi olacak böylesine önemli bir kararı bir kenara bırakıp magazinsel boyutta Beşiktaş'ı yıpratmaya çalışmak kabul edilir bir hareket değil. 

Q7'nin tek adam kaldığı pozisyonda hakem yanlış karar verdi.

Haftaya Fenerbahçe derbisine çıkacak olan takımımızın çok dikkatli olması gerekiyor çünkü kendi sahasında ve seyircisi önünde oynayacak olan Fenerbahçe çok tehlikeli olacak. Kara kartalın başarı grafiği her ne kadar yukarı doğru dönmüşse de bu bir derbi maçıdır ve takımların genel performanslarıyla değerlendirilemez, sonucu da kestirilemez. Umuyorum ki Süper Lig'in adına yakışır süper bir maç olur ve biz de keyifle izleriz.

BEŞİKTAŞ 2 - 0 KONYASPOR (18/EYLÜL/2017)
Stat: Vodafone Arena
Hakemler: Serkan Çınar xxx, Kemal Yılmaz xxx, Hakan Yemişken xxx
Beşiktaş: Fabri xx, Adriano xx (Necip dk. 40 xxx), Pepe xxx, Medel xx, Caner xxx, Tolgay xx, Atiba xxx, Quaresma xx (Lens dk. 81 xx), Talisca xx, Babel xx, Cenk xxx (Negredo dk. 69 xx)
Yedekler: Tolga, Utku, Mitrovic, Mustafa, Fatih, Orkan
Teknik Direktör: Şenol Güneş
Konyaspor: Serkan xx, Skubic xx, Ali Turan x, Moke xx, Ferhat x (Eren dk. 61 x), Bourabia xx, Volkan xx (Musa dk. 63 x), Ömer Ali xx, Manyama x, Fofana x (Milosevic dk. 71 x), Evouna x
Yedekler: Carlgren, Selim, Jonsson, Vedat, Savaş, Filipovic, Eze
Teknik Direktör: Mustafa Reşit Akçay
Goller: Cenk Tosun (dk. 10), Quaresma (dk. 66) (Beşiktaş)
Sarı kartlar: Bourabia, Ferhat (Konyaspor), Medel, Negredo (Beşiktaş)

14 Eylül 2017 Perşembe

PORTO 1 - 3 BEŞİKTAŞ (13/EYLÜL/2017)


Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi G Grubu ilk maçında Porto'ya misafir oldu. Porto'nun favori olarak görüldüğü maçta Beşiktaş, Avrupa Kupaları ile ilgili geçen seneden kalma bir hesabı olduğunu hatırlattı. Rakibini üç birlik net bir skorla geçerek üç puanı hanesine yazdırdı. Gruptaki diğer iki takım Monaco ve RB Leipzig'in berabere kalmasıyla liderlik koltuğuna oturan Beşiktaş, geceye adeta damgasını vurdu.

Yakın arkadaşlarıma da dile getirdiğim üzere bu maçtan beklendim sıfır sıfırlık beraberlikti. Beşiktaş, böylesine zor bir deplasmandan bir puan çıkartarak gruptaki şansını üst seviyede tutacaktı. Oysa Beşiktaş'ın daha farklı hesapları varmış. Teknik Direktörümüz Sayın Şenol Güneş, maçtan önce çıktığı basın toplantısında Beşiktaş'ın kazanmaya geldiğini dile getirdiğinde, bunun psikoloji üzerine oynanan bir taktik olduğunu düşünmüştüm. Oyuncu değişikliklerinde hep ileriye oyuncu koyan Şenol hocamızın gerçekten de kazanmak için Porto deplasmanına geldiğini söylediğini anlayamamış olmam benim ayıbımdır. Öğrencileri de hocalarının sözünü yanlış çıkartmadı ve oyuna çok iyi başlayan Beşiktaş, Porto seyircisinden yüksek kabul gören Quaresma'nın pasında topla buluşan Talisca'nın ayağından ilk golü atan taraf oldu. Bu gol on üç gibi çok erken bir dakikada gelmişti. Yedikleri gol ile kendine gelen Portolu oyuncular, yirmi birinci dakikada kullanılan korner ile golü buldular. Golün Tosic'in kafasından kendi kalesine olduğu yazıldı ama ben defalarca izlediğim görüntülerde sanki on bir numaralı Portolu oyuncu golü attı gibi gördüm. Biraz daha detaylı incelediğimde, topun tuhaf bir şekilde fizik kurallarına aykırı gibi görünen bir yön çizdiğine şahit oldum. Tosic'in kafası korner çizgisine dönükken o top nasıl gelip kaleye doğru yönlendi anlayamadım.

Top korner atışından geliyor ve Tosic'in kafası da o yöne doğru dönük. 
Belli ki topu tekrar kornere atmak için başını uzatıyor.
Top Tosic'in başıyla buluşup yön değiştirdiğinde 
Tosic hala korner çizgisine doğru dönük vaziyette duruyor.
Kornerden gelen top, Tosic'le buluştuğu noktadan doksan derece açı yaparak 
kaleye yöneliyor ve iğne deliğinden geçip gol oluyor.

Beşiktaş öyle tuhaf bir gol gördü ki kalesinde, oyuncular yüzlerce defa korner kullansalar bir daha aynısı olamaz. Şanssızlığın böylesi görülmemiş. Neyse maç öyle heyecanlı ve iki takım da öyle çok golü istiyordu ki, yirmi sekizinci dakikada Babel'in pasında topla buluşan Cenk, kendisinden görmeye alışık olduğumuz o inanılmaz gollerinden birine daha imza attı. Ceza sahasının dışından ayağına çok iyi oturan topla öyle bir şut çekti ki, kalecinin yapabileceği hiç bir şey yoktu. Bu kadar kısa zamana üç gol sığınca heyecanlanmamak elde mi? İlk yarı bittiğinde skor tabelasında iki birlik sonuçla Beşiktaş'ın önce olduğu yazılıydı. Peki kara kartal bu skoru koruyabilecek miydi? Korumak ne kelime. Artık kaldı mı skor korumak için arkaya yaslanıp oyunu çirkinleştiren takımlar? Beşiktaş oyuna olan yoğunluğundan bir gram bile kaybetmedi ikinci yarıda. Gel gör ki Porto'nun seyircisi önünde boyun eğmeye niyeti yoktu. Yüklendikçe yüklendiler. Hatta maç içinde bir topları da direkten döndü. Ellerinden gelen her yolu denediler ama sonuç alamadılar. Kalecimiz Fabri'nin dikkatli oyunu karşısında attıkları şutların hükmü olmadı. Son sözü yine kara kartal söyledi. Hani demiştik ya Negredo zamanla bir açılır pir açılır diye, yine gol atmadı ama büyük profesyonel olduğunu bir kez daha gösterdi. Soğuk kanlılıkla verdiği pas sonucu topla buluşan Babel, Beşiktaş adına son golü attı. Beşiktaş, deplasmanda Porto'yu üç birlik net skorla geçerek kupada ben de varım dedi.

Negredo gol atamadı ama oynadığı oyunla ve 
verdiği gol pasıyla büyük bir futbolcu olduğunu gösterdi.

Maçtan sonra Şenol Güneş, Beşiktaş'ın grubun en iyisi olduğunu söylemeyeceğini ama diğer rakiplerin bu maçtan sonra Beşiktaş'a karşı daha dikkatli olacaklarını dile getirerek zekice kurgulanmış bir açıklamaya imza attı. Stadyumdaki seyirciler Beşiktaş ve Porto'yu evi olarak gören Quaresma'yı bağırlarına bastılar. O da verdiği gol pası sonrası sevinme gösterilerine girmeyerek tribünlere olan saygısını gösterdi. Aslında tam da şu dönemde yani Quaresma Beşiktaş'da oynarken iki takımın karşı karşıya gelmesi çok dramatik bir eşleşme oldu. Yaşananlar bir anı olarak zihinlerimize yerleşti. 

Beşiktaş adım adım hedeflerine doğru ilerlemeye devam ediyor. Bunlardan ilki şüphesiz üçüncü kez üst üste şampiyon olmak, ardından da Şampiyonlar Liginde tüm dünyanın dikkatini çekecek kadar potada kalmak var. Türkiye Kupası'da bir şekilde müzeye taşınabilirse, o da pastanın üzerindeki çilek olacak. Yönetim değişikliği ile küllerinden doğan ve sağlam temeller üzerine geleceğini inşa eden kara kartalı keyifle izlemeye devam ediyoruz efendim.

Talisca, Avrupa Kupalarındaki gollerine kaldığı yerden devam etmesini bildi.



PORTO 1 - 3 BEŞİKTAŞ (13/EYLÜL/2017)

Stat: Estadio do Dragao
Hakemler: Anthony Taylor xx, Gary Beswick xx, Adam Nunn xx

Porto: Casillas xx, Ricardo Pereira xxx, Alex Telles xx, Felipe Augusto xx, Ivan Marcano xx, Yacine Brahimi xx, Danilo Pereira x (Hernani Fortes dk. 82 x), Jesus Corona x (Andre dk. 46 xx), Oliver Torres x (Otavio dk. 46 x), Moussa Marega xx, Tiquinho Soares xx
Yedekler: Jose Sa, Diego Reyes, Miguel Layun, Hector Herrera
Teknik Direktör: Sergio Conceiçao

Beşiktaş: Fabri xx, Pepe xx, Adriano Correia xx (Necip dk. 87 ?), Caner Erkin x, Tosic x, Ryan Babel xx, Talisca xx, Atiba Hutchinson xx, Quaresma xxx (Negredo dk. 73 xx), Oğuzhan xxx (Medel dk. 65 xx), Cenk Tosun xxx
Yedekler: Tolga Zengin, Matej Mitrovic, Jeremain Lens, Mustafa Pektemek
Teknik Direktör: Şenol Güneş

Goller: Talisca (dk. 13), Cenk Tosun (dk. 28), Babel (dk. 86) (Beşiktaş), Tosic (dk. 21 k.k.) (Porto)
Sarı kartlar: Ricardo Pereira, Andre (Porto), Caner (Beşiktaş)